Ana sayfa Edebiyat En Çok Da Yitirilmiş İnsanlığımıza

En Çok Da Yitirilmiş İnsanlığımıza

1383
0
PAYLAŞ

“Bu dünya soğuk.
Rüzgâr genelde ters yöne eser. Limon ağaçları kurur.
Bahaneler hep hazır.
Güzel günler çabuk geçer.”
Evet aynı Zarifoğlu’nun dediği gibi bizim için de güzel dediğimiz günler atlı süvari gibi tozu dumana katarak çoktan geçti bile.. Geçerken de zaman ömrünüzde izler bırakır, bazen derin bazen küçük bir sıyrık ve bazen de hiçtir yaşadıklarınız. Bense bir kefeye koyamadığım ve hâlâ zihnimi yoran bir hatıramdan bahsetmek istiyorum sizlere. Dedik ya güzel günler çabuk geçer diye. Bizler Miftah ailesi olarak 4-9 Mayıs arasında Türdeb (Türkiye Dergiler Birliği) ile Sirkeci Tren Garı’nda Uluslararası Dergi Fuarında ilkimizi gerçekleştirdik. İlk gününden son gününe kadar ekip olarak çok heyecanlıydık. Yeni yazarlar, şairler, senaristler en güzeli de yeni dostluklar edindik. Ağabey dediğimiz dergiler ve gençlik dergileri ile daha yakından tanışma kaynaşma fırsatımız oldu. Ne de olsa farklı tarzda görüşlerimizi aktarsak da tüm dergilerin tek buluştuğu ortaklık yazmak eylemidir. Miftah ekibi olarak girdiğimiz bu fuarın ilk olması gibi hep birlikte pek çok ilkimiz oldu. Sizlerle bu fuarda beni çok ama çok etkileyen bir olaydan bahsetmek istiyorum.
5 Mayıs 2017
Cuma
Fuarın 2. günü.
Biz yine heyecanla fuar ziyaretçilerini beklerken bir olay vuku buldu. Stantta dergimizin 15 temmuz özel sayısı, kalemlikler, ayraçlar ve bir de küçük not defterleri vardı. Not defterlerinin kimisinin üzerinde çiçek kimisinin üzerinde İstanbul deseni, kimisinin üzerinde bisiklet, kimisinin üzerinde Galata motifi vardı. Ve bir tanesinin üzerinde de Arap harfleri ile yazılmış siyah beyaz renkte “aşk” yazıyordu. Standa bir genç yaklaştı ve o kadar dergi standı içinde hiçbir yere uğramadan direk bizim standımıza gelip ve hiçbir şeye bakmadan sadece o aşk yazan defteri alıp bu ne kadar diye sordu. Biz ücreti söyleyince (10 tl) elinde tuttuğu parayı verdi ve hiçbir şey demeden ve yine hiçbir standa uğramadan uzaklaştı. Şimdi soruyorsunuzdur burada garip olan ne var beğenmiş almış işte!
Ama hayır öyle bir şey değildi bu. Gencin kıyafetlerini görseydiniz “bu dilenci” deyip uzaklaştırırdınız kendinizden. Tozlu kıyafetleri, hele saçları, hele kara elleri, hele gözleri, hele bakışları…
“Vakit tamam olurken eksik kalan birkaç şey” şiirini size armağan etmek istiyorum genç adam.
“susturun
şu narin söğüt dallarını içimden
böylesi bir yenilgiyi beklemiyordum
bilin
kuyuya düşen yusuf
ihbar edilmiş isa: beni siz tanırsınız ancak
bana gölge yok söğüt dallarından soluklanacak…”
Dışarıda gördüğünüzde “dilenci” muamelesi yapacağınız bu genç adam bizim standımıza gelmeden önce dergi fuarı kapsamında her derginin kendi konuğunu davet ettiği o günkü söyleşilerin hepsini dinlemişti. Çok enteresan değil mi? Hiç kimsenin mehel asmadığı, sadece üç beş kişinin katıldığı o söyleşilerin hepsini dinledi ve hiç bir yere uğramadan bizim standımıza geldi aşk yazan defteri alıp uzaklaştı. Sanki bize bir şeyler söylemek istiyor gibiydi. O gittikten sonra hepimiz şaşırdık, yan standımızdaki dergici arkadaşlardan bir tanesi de bunu fark etti “çok enteresan değil mi?” dedi. Ben o anın vermiş olduğu duygu karışıklığı ile sessizce “evet gerçekten de öyle” diyebildim. Sonra konuşmaya başladık keşke defteri hediye etseydik, keşke tanışabilseydik diye, 10 tl ile karnını doyururdu vs. vs. vs. Hepimiz çok şaşkındık ve sanki hepimizin basireti bağlanmış gibiydi. İçimizden bir arkadaş ben gidip tanışacağım dedi ve hemen umutla arkasından gitti ama hiçbir yerde yoktu, bulamamıştı. Bulsaydık da ne diyecektik ki? Mesela şunu diyebilir miydik; Bize de insanlığınızdan biraz öğretir misiniz?!
Herkesi duygusuzca yargılamaya hazır olan bizler.. İyi yemek yiyen, kaliteli giyinen, on tane kredi kartı olan bizler.. Ben daha iyi bilirimli cümlelerimizle, küçümseyen bakışlarımızla bizler… Şimdi söyleyin hangimiz daha eğitimliyiz yada şöyle sorayım hangimiz daha İNSANIZ?!! Kendinden utanmayan, hayatın kahpe feleğinden muzdarip dilenci kılıklı bir genç adam mı yoksa şık kıyafetlerimiz ve zarif(?) cümlelerimizle bizler mi?
Yazımı 10 Mayıs da bu şekilde bitirmiştim aslında. Ama ne oldu biliyor musunuz? 11 Mayıs perşembe saat 17.10 Yenikapı metrosundan kirazlı aktarmasına geçiş yapacağım. X-Ray cihazlarından geçerken çok kargaşa ve yoğunluk oluyor bilirsiniz. O şık elit, her şeyi ben bilirimli cümleleri olan insanlar üstünüze üstünüze gelirler, sanki sonsuza kadar orada kalacakmışız gibi çirkefleşir ve itişmeye başlarlar. İşte tam bu esna da “O’na ithafen” yazdığım bu yazıda ki genç adamı gördüm. Yine aynı kıyafetler ve yüzünde bir tebessüm güvenlik görevlilerine yol tarifi soruyordu. “Ben koşarak yanına gittim, selam verdim konuşmaya başladık…” Kendisinden bu kadar etkilenmiş olan benden bu davranışı beklersiniz değil mi? Ama hayır yapamadım… Sadece baktım, O gözden kaybolana dek uzun uzun baktım! Elit insanlarımızın yanımdan geçip gitmek için beni sağımdan solumdan hunharca iteklediklerini fark edene dek baktım! Lacivert paltosu ve o yüzündeki tebessümü kaybolana dek baktım! Sanki bir put kesilmiştim orada. Sonra kendime geldim ve yolculuğuma devam ettim. Yorgundum… Başımı trenin camına yaslayıp gözlerimi yumdum ama o görüntü mıh gibi saplanmıştı zihnime. Gidememişliğin verdiği acı… Sahi neden gidememiştim yanına? Gitmek ve kalmak bu ne beter bir denge..
O günden sonra lacivert paltolu genç adamı her metro girişinde tekrar görme umuduyla etrafıma bakınıyorum. Bir gün bulursam konuşma cesaretinde bulunabilir miyim bilmiyorum ama sen bana çok şeyler öğrettin genç adam. İsmini “Lacivert Paltolu Genç Adam” koymak istiyorum müsadenle. Aşkın baki kalsın. Sana hep dua edeceğim. Sen de bizlere dua et olur mu? En çok da yitirilmiş insanlığımıza…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here