Ana sayfa Edebiyat Ruh Kafesi

Ruh Kafesi

1647
0
PAYLAŞ

Daralıyorsun.

Sokaklar dar, insanlar uzak, canın yük, nefesin zulüm. Her yer karanlık, her yer bir mum ışıltısına muhtaç.
Ruhunun kafesi kapanmış, bedenin tutsak.
Kalabalıklardan kaçıp kaçıp, yalnız kalacağın o minicik anlara susuyorsun.
Kana kana susuyorsun. Hayatın acımasız oyalanmalarına kana kana.

Neden peki?
Kalbini daraltan, nefeslerini göğsünde sıkıştıran, gözyaşlarını boğazında düğüm düğüm eden bu keder niye?
Kalkıyorsun içinde bu düşüncelerle, yürüyorsun; göğü on iki katlı binaların kapladığı, onlarca düzensiz park edilmiş teneke yığınlarının yolu kapattığı dar sokaklarda.
Kafanı kaldırıp gökyüzünü çekmek istiyorsun ciğerlerine, ya da kafanı indirip zikre dalmış papatyaları koklamak.
Olmuyor.
Ciğerlerine egzoz dumanları, burnunun direklerine ise çöp kokuları siniyor. Bir çare sahile inmeye karar veriyorsun.

Dermanım deniz olmalı diyor içindeki ses.
Kapılıp gidiyorsun bu sesle Üsküdar’a, Kadıköy’e, Eminönü’ne…
Martıları arıyor gözün, yoklar; onlar da terk etmiş olmalı bu şehri.
Bedenini derin dalgalara bırakmak geliyor içinden. Neden diye diye, çığlık çığlığa feryat figan ağlıyor içindeki ses.
Ellerin ceplerinde çaresizce tekrar dönüyorsun, beton yığını sokaklara.
Eksiklikleri tamamlamak adına, her adımda biraz daha eksiliyorsun.
Her adım biraz daha yaklaştırıyor umutsuzluk adasına.
Sağına dönüyorsun gülüşen çocuklar, soluna dönüyorsun huzurla yürüyen insanlar, içine bakıyorsun yığınla acı.
Kinleniyorsun. Sana acı gelen bu hayat nasıl güldürebilir ki başkalarını diye diye çileyle gezdiriyorsun bedenini.
Her milimde dikenler batıyor ayaklarına, her ağzını açışında keder fışkırıyor dudaklarından.
Yanından geçen kedi yavrusunu, ağaçların hışırtısını, rüzgarın uğultusunu fark etmiyorsun bile.

Her şey kapkaranlık gözlerinde. Hani olur ya gök kararır, şiddetle bırakır rahmetini.
İşte öyle kararıyor içren bin bir zahmetle kusuyor kinini. Karanlığa bırakıyorsun kendini, taş gibi soğuk yatağına atıp.

Dalıyorsun. Öyle bir dalış ki bu; yüzünün bir çizgisi bile kımıldamıyor.

‘ Başardım’ diyor yanından bir ses, duymuyorsun. Duyamazsın çünkü sağırsın onun sesine. Kulakların sağır, içindeki ye’s onun adı.
‘Hayır hâlâ umut var’ diyor diğer yanından bir ses, onu da duymuyorsun artık. Duyamazsın çünkü onu hiç duymak istemedin ki sen. İçindeki inançtı onun adı.
‘Geç değil’ diyor yine o ses. Öyle şiddetli ki yer yarılıyor, gökler inliyor. Titriyorsun, ateşler içinde yanıyor ve yatağından şiddetli bir şekilde fırlıyorsun birden.

Saat: 06:45. Bir ses yankılanıyor semada.
Ruhunun kafesi aralanıyor yavaşça.
Hayyalel Felah! Haydin kurtuluşa.
Hiç daha önce bu sesi duymadığının farkına varıyorsun. Kulaklarına o kadar tanıdık ama bir o kadarda yabancı. Kalkıyorsun tutanacak bir dal ver bana diyorsun, bana yaşamak için bir sebep ver .
Ve birden bir mum ışığı zuhur ediyor.

Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu). Rad-28.

Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.