Ana sayfa Genel “Çıkış Yolu” Üzerine

“Çıkış Yolu” Üzerine

427
0
PAYLAŞ

31 Mart tarihinde sitemizde Ayşe Hümeyra Otalı’nın Kaybetmenin Kazandırdıkları adlı bir yazısı yayınlandı. Yazıda Sezai Karakoç’un Yitik Cennet kitabını merkeze alan önemli bir yazıydı.

Konu Sezai Karakoç’tan açılınca hatırıma üstadın (neden üstad olduğunu aşağıda açıklayacağım) bir sözü düştü. Bu sözün Çıkış Yolu kitap serilerinde okuduğumu düşünmüştüm lakin kitapları (Çıkış Yolu 1-2-3) karıştırınca aradığım cümleler ile karşılamadım. Durum karşısında mecburi olarak hatırımda kalanı kadarıyla cümleyi Google’da arattığımda meğerse o cümlelerin 2019 yılı Ramazan Bayramı konuşmasından zihnimde dönüyor olduğunu anladım.

5 Haziran 2019’da Yüce Diriliş Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda Karakoç bayram konuşmasını gerçekleştirmişti. Canlı olarak dinlediğim o sohbet hamdolsun tam olarak kalmasa da zihnimde ve kalbimde yer alıyordu.

Asıl mevzuya gelirsek:

Covid-19 olarak adlandırılan Koronavirüs salgınının tüm dünyada bir paniğe ve pandemiye yol açtığı günlerden geçiyoruz. İnsanlar evlerinde belirsizlik içinde beklerken üretimin ve ticari faaliyetlerin büyük çoğunluğu durmuş durumda. Çeşitli komplo teorileri de tabii ki de doğal olarak sosyal medyada ve video paylaşım sitelerinde “trend”lerde.

Maalesef ki büyük bir karışıklık ve karmaşa içerisinde bazı yorumların ise gerçeği yansıtıyor yahut da gerçeği yansıtma payının büyük oluşu inkâr edilemez. Çok Uluslu Şirketler-Üst Akıl-Dünya Bankası derken bir gerçek var ki para denen kâğıt parçasının suyu ısınıyor ve gerçek değer olan madenler (altın, gümüş vb.) tekrardan sahneye çıkıyor. Bu sahneye çıkış Bitcoin tarzı sanal paraların hazırlığı olarak görülüyor. Bir sahtelikten başka bir sahteliğe yani. İşleri daha da karıştırmadan sözü Karakoç’a getirmenin vakti geçiyor.

Osman Sarı hem kıymetli bir şair hem de önemli bir hukuk hocasıdır. Önden Giden Atlılar kitabı ile gönlümüze taht kurmuştur bile. Değerli dostum Yunus Emre Gül’ün vesilesi ile Osman Sarı Hoca ile tanışmış ve sohbetlerini dinleme nasibine kavuşmuştum. Osman Sarı Hoca ile bir konuşmamda Sezai Karakoç’a “üstad” dediğimde “Biz kendisine hocam deriz çünkü birçok hakikati bize o öğretmiştir” minvalindeki sözünü hatırlıyorum. Hoca yahut Üstad, ikisi de önemli ve takdire şayan. Sezai Karakoç bu yüzyılda yaşamış ve bize medeniyet kavramını öğreten İslâm Milleti hakikatini kavratan kişidir. Dünü ve yarını bugünde eritmiş önemli bir düşünce ve aksiyon adamıdır. Şiirlerini topladığı kitabına “Gün Doğmadan” adını vermiştir. Gün doğacaktır emindir buna. Aksiyonerliği ise kurduğu partisinden geldiğini söyleyebiliriz.

Peki en önemli kısma gelelim. Ne demişti Sezai Karakoç:

“Nitekim 2. Dünya Savaşı, Müslümanlar hiç beklemedikleri halde, kendilerine büyük bir fırsat vermiştir. Eğer hazır olsalardı, eğer 2. Dünya Savaşına kadar kendi şuurlarında bilinçlerini muhafaza etselerdi, 2. Dünya Savaşı en büyük fırsattı. Nitekim yine biraz faydalanıldı, bir takım bağımsızlıklar elde edildi. Fakat o şuur kaybedilmiş olduğu için, gereğince değerlendirilemedi. Halbuki, eğer o şuuru kaybetmeselerdi, mesela Türkiye o zaman da Suriye’yi, Irak’ı yeniden alırdı. On iki adayı gelin alın dediler zaten İtalyanlar, gidip alamadık. İslâm alemi yeniden dirilirdi. Fakat umudunu kaybetmiş olduğu için böyle bir fırsatı kaçırdı.” (https://yucedirilis.org.tr/2019-ramazan-bayrami-konusma-metni/)

Dünya düzeninin yeniden kurulduğunun söylendiği bugünlerde bu sözler ne kadar hayati bir önem taşıyorlar. Bize medeniyeti öğreten adam “Fırsat vardı ama kaçırdık” diyor. Tıpkı yeniden şimdi olduğu gibi.

Üstadın şehir şehir gezerek yaptığı konuşmalardan oluşan Çıkış Yolu 1-2-3 kitapları bu noktada önem kazanıyor. Çıkış Yolu 1 kitabında şöyle anlatmış Karakoç kilit taşı olan meseleyi:

“Esas konu nedir diye baktığımız zaman, medeniyet nedir? sorusu karşımıza çıkıyor. Bütün bu konuşmalarımızdan sonunda vardığımız nokta, medeniyet nedir? Dönüp dolaşıp medeniyete bağlanıyor, medeniyette düğümleniyor çözüm. Medeniyet, kapsamlı bir kavram, alanı çok geniş bir olgu olduğundan ona bağlıyoruz her soruyu ve her cevabı. Yani tümünü, bir ülkenin, bir toplumun tüm fakültelerinin (yani melekelerinin, eski tâbirle), yeteneklerinin karşılığı olan varoluşların tümünü kapsıyor medeniyet.” (sy. 33)

Bayram konuşmasındaki şu paragrafların da okunmadan geçilmemesi gerekir:

“Demek ki, daha bu son yüz yıl içinde bile, iki büyük fırsat çıkmış, çok büyük fırsat. Biri 2. Dünya savaşı, Müslümanların kurtulup kendilerini yeniden bulup, eskisinden daha büyük, daha güçlü bir devlet kurmaları için. İkincisi de komünizmin çöküşü ve o Türki cumhuriyetlerimizdekilerin bağımsızlığa kavuşması.  Ama o şuuru bulamadık.

Şimdi diyorum ki, yine büyük bir umutsuz durum var. Bu yüzden her bir Müslüman devlet kendini bir yere dayandırmak istiyor. İran mesela, tek çaresi aslında İslâm âlemiyle irtibat kurup, kurtulmak iken, O işte, Rusya ile Çin ile falan ayakta durmaya çalışıyor. Diğerleri, Suudi Arabistan Amerika ile, Mısır Amerika ile, biz Amerika ve Avrupa ile. Bu şekilde hiçbir ümit yoktur.

Genç adam! Hiçbir zaman buna inanma! Bunlardan bir ümit yoktur!”

Ve çıkış yolu:

“Bakın Avrupa Birliğini kuramıyorlar, birbirlerine düşmüşler, kuramıyorlar, kuramayacaklar. Yarın, Amerika’nın ne olacağı belli değil, Çin’in ne olacağı belli değil. Bunlar kıyamete kadar böyle kalırlar, biz de esir olmaya mahkûmuz diye düşünmeyin. Bunların hepsi ilerde birbirlerine düşerler. Ama bize fırsat doğduğu zaman, biz hazır değilsek neye yarar, biz hazır olursak ondan faydalanırız.

Onun için, kimse gelmese bile sarılın, bu dört kavramdan da asla fedakârlık yapmayın.

Türk halkı, Arap halkı, Türk kavmi, Arap kavmi, Kürt kavmi, İran kavmi, Hintli olabiliriz. Bunların hepsi muhteremdir. Ama hepimiz bir milletiz, O da İslam milletidir. Bundan fedakârlık ederseniz, çıkış yolu yoktur.”

Hayattayken Karakoç’un değerini bilelim ve uzun hayırlı ömürler diliyorum üstadımıza.

(Bayram konuşmasının tamamı için:
https://yucedirilis.org.tr/2019-ramazan-bayrami-konusma-metni/)