Ana sayfa Fotoğraflar Belgrad – Sırbistan

Belgrad – Sırbistan

1753
0
PAYLAŞ

“Belgrad deyince aklıma bir cami avlusuna toplanmış mezar taşları geliyor…”

Şehrin tarihi öneminden pek bahsetmeyeceğim. Zira gerek Osmanlı’da yaşanan ayaklanmalar gerekse Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nı andığımız zaman Belgrad’ı pek de iyi yâd etmiyoruz. Bir tek Osmanlı’da değil dünyanın birçok ülkesi için olumsuz olaylar serisi çıkıyor karşımıza. Ol sebepten bizzat seyrine geçeceğim.

Şehrin konumu Tuna ve Sava nehirlerinin birleşim noktasında olduğu için hayli içli çekici. Tam bu noktada zaten bizleri Belgrad Kalesi karşılıyor. Belgrad’ı seyretmek için en ideal mekân sanırım Kelamegdan (Kalemeydan). Ama bizim pek doğru bir tarihte gittiğimiz söylenemez. Sisten dolayı ufuklara dalıp manzaranın keyfini çıkaramadık. Nehrin iyi yakası da oldukça sisli idi.

Belgrad takriben 300 sene Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetinde kalmış. Dolayısıyla şehirde Osmanlı izleri görmek mümkün. Tabi bundan ne derece memnunlar orasını bilemeyeceğim. Zira yazının girişinde de belirttiğim gibi aklımda kalan en üzücü şey -muhtemelen şehrin muhtelif yerlerinden toplanmış- bir cami avlusuna sıkıştırılmış kabir taşlarıydı. Bu mezar taşlarının koyulduğu cami ise Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad’ın fethinden sonra yapılmış. Şehrin merkezinde bulabildiğimiz tek cami burasıydı.

Kalemeydan’ın ortasında ise Mora Fatihi diye andığımız Damat Ali Paşa’nın kabri mevcut.

Gelelim Balkanların en büyük ortodoks kilisesine:

Aziz Sava Kilisesi, katedral ismi ile de geçiyor, oldukça büyük ve gösterişli bir yapıya sahip ve dünyanın dört bir yanından yüzlerce insanın ziyaretiyle dolup taşıyor. Kış mevsiminde gelmemize rağmen kilisenin içi oldukça kalabalıktı.

Aziz Sava’dan ayrıldıktan sonra hava kararana kadar caddelerde ve sokak aralarında dolaştık.

Bir şehir geziliyorsa muhakkak taşları adımlamak gerektiğine inanıyorum. Hatta bunu mümkünse günün farklı saatlerinde yapmalı. Sabah işe giden insanların yüz ifadelerinden şehrin ruhunu anlamaya çalışırım hep. Tebessümünüze karşılık veriyorlar mı? Yoksa kendi iç alemlerinde bir bıkkınlık içerisindeler mi? Gündüz parkları saran ihtiyarlara bakmalı sonra. Muhabbet etmeli. Akşam evlerine dönen insanların marketten aldıkları ekmeğe bakıp mutlu olmalı. İşte bunları yapabildiğimiz yerleri daha da anlamlı kılıyoruz. Böyle böyle ânı, günü, hayatı… Bilhassa seyahatleri.

Belgrad’ın bendeki lezzeti apayrıdır. Sanırım ilk yurt dışı seyahatim olduğu için. Bir de unutamadığım şeylerden biri merkez restoranların birinde yediğimiz bol rokalı margarita. Zaten yurt dışında bilhassa Avrupa taraflarında rahatça yemek yiyemeyip rahatça aç kalabiliyorsunuz. 🙂 Margarita böyle durumlarda kurtarıcı olabiliyor.

Belki birgün baharda da gitmek nasip olur. O zaman daha parlak ve net foroğraflarla hatırlarız. Şimdi şehirden muhtelif fotoğraflarla sizleri başbaşa bırakıyorum.
Sonraki gezi yazısında bakalım nerelere dokunacağız…