Ana sayfa Genel Ey Musa

Ey Musa

1656
0
PAYLAŞ

Sitemizde her ayın belirli günlerinde yazılar yazmaya çalışıyoruz. Bu ay başta kültür üzerine bir şeyler yazmayı düşünüyordum. Ardından İstanbul’da kendini saklamış onu ancak arayanların bulabildiği bir camiyi yazmayı düşündüm ve bunda karar kıldım. Taa ki bugün öğlene kadar… Biz işin edebiyat kısmındayken farklı farklı coğrafyalarda kardeşlerimiz arkası kesilmeyen acılar yaşıyorlar. İçimizden yazık diyerek geçirebileceğimiz bir durum değil bu artık anlamak için neyi bekliyoruz? Çember gittikçe daralıyor bunun da farkında değiliz. Hayır tek derdimiz rahatımızın bozulacak olması değil. Farkına varmadığımız her gün biraz daha kaybettiğimiz. Eksiye düşüyoruz her gün biraz daha. Batan şirketler “Her şey çok güzeldi neden böyle oldu bir anda?” derler. İşler aslında iyi değildir. Giderler gelirleri çoktan aşmış, alacaklar ödeme beklemektedirler. Şirket sahibi ise aslında zararına çalıştığı şirketinde işlerin yolunda gittiğinin düşüncesindedir. Fakat hiç de öyle değildir işler iyi gitmemektedir bunu anlamak için bir genel değerlendirme yapmak yeterlidir. Biz de durumu bu şekilde anlayabiliriz: 100 sene önceki şehirlerimizde şu anda başka bayraklar dalgalanıyorsa, kardeş kardeşi öldürüyorsa İstanbul da tehdit altındadır. Konya’da da işlerin her an bozulma tehlikesi vardır. Velhasıl son vatan Türkiye de savaştadır.

Suriye açık bir yara gibi gözümüzün önünde her geçen gün kötüye gitmekte. Halep’in acısı daha tazeyken bugün de acımızı yakan fotoğraflar İdlib’den geldi. Zalim Esed kimyasal silahlarla insanları acımasızca katletti. O fotoğraflara baktıkça utandım. Kendimden utandım. Çaresizliğim ağır bir tokat gibi çarptı yüzüme. Elimizden bir şey gelemiyor oluşu kendimizi kandırma yolumuz oluyor biraz da. Taksim’deki Rusya Konsolosluğundaki protestolara gidememem utancımı biraz daha arttırdı. Oradaki onurlu insanlara görünce umutlarım tazelendi yine. Türkiye şu günler farkında olmasak da yıllar sonra gurula anacağımız günlerini yaşıyor: Zulme razı olmamak. Hemen yanı başımızdaki savaşa halk olarak sessiz kalmıyoruz. 15 Temmuz gecesi sokaklara dökülen halkımız Suriye’nin bir şehrindeki zulme de sessiz kalmıyor. Belki yarın sabahtan itibaren her şey bugünkü gibi devam edecek. Sabah kalkıp dünya telaşemize düşeceğiz. Yine de içimizde taşıdığımız öfkemizle işimize daha sıkı sarılacağız. Her ne ile meşgul oluyorsak ona daha çok önem vereceğimiz. İnancımız azalmıyor aksine artıyor ve biliyoruz ki: “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramış ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.”(Bakara Suresi/214)

İnancımız tam elhamdülillah eğer doğru olursak eğer inançlı ve merhametli olursak bu günler geçecek ve o Musalar tekrar yüzünü gösterecek. Kralın adamları son erkek çocuğuna kadar öldürdükleri halde son çocuk Musa o kirli düzenlerini başlarına yıkmıştı. İnanalım ve çalışalım. Yıkılıştan sonra tekrar yapılışın çok örnekleri var. Henüz daha 20 sene önce Avrupa’nın göbeğinde yaşanan Bosna savaşı bize en güzel örnek. Furkan Çalışkan Ağabey yazdığı yazısında bunları hatırlatmıştı ve kalbim huzurla dolmuştu: “Neşeyle koşan çocukları, pırıl pırıl gökyüzünü, Başçarşı’nın tatlı telaşını izledim. İşte o zaman Saraybosna’yı neden çok sevdiğimi gerçekten anladım. Kuşatılmış, bombalanmış, ölüme terk edilmiş bir İslam şehriydi ve hayata geri dönmüştü. Başarmıştı. Öldürememişlerdi. Enkazından tekrar doğmuştu. Çocuklar bu sefer Sırp keskin nişancılarından değil yakalamaca oynadıkları arkadaşlarından kaçıyorlardı. Gazi Hüsrev Bey’de ezan okundukça Saraybosna umudun göğe yükselişiydi. Ve şimdi anlıyorum ki yıkılan, tarumar edilen, bebeklerimize mezar olan bütün İslam şehirleri için “bir gün yeniden” diyebilme hissini dolduruyordu bu şehir kalbime. Meğer bu yüzden çok severmişim… Bu yüzden Halep’ten gelen görüntülere, fotoğraflara baktıkça çıldırmanın eşiğinden dönebiliyorum. Bir gün ölüm kusan uçakların karartmadığı Halep’in gökyüzüne sakınmasız ve korkusuz bakan çocukları izleme ümidini Saraybosna sayesinde saklı tutuyorum.”(Furkan Çalışkan/ Yeni Şafak Gazetesi/ 25.09.2017).

3 sene süren savaş sonunda Saraybosna gözlü yaşlı da olsa o eski günlerine dönebildi. İnanalım ve çalışalım. Halep de İdlib de Musul da o eski günleri de dönecektir bu şekilde.

Fotoğraf: Selçuk Sümer Özel

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here