Ana sayfa Genel Bir Dayım Bile Yok

Bir Dayım Bile Yok

1760
0
PAYLAŞ

Haksızlığa uğradığımız ve bunun karşısında susmayıp onuncu köyü ziyaret etmişliğimiz olmuştur.

Kendisinden başkasına kıymet vermeyenleri, sırf egolarını tatmin için insanları kullananları ve bunları yaparken de dayılarına güvenen yeğenleri görmüşüzdür. Güya alçakgönüllü, gerçekte alçak olmaya gönüllü olanlar kalbimizi evire çevire hırpalamıştır.

Dili şiirden güzel, hâli karışık tekerlemeye benzeyenlerle yan yana düşmüşüzdür.

Kuzu postuna bürünmüş kurtlarla tanışmış, karşımızda koyun iken ardımızdan aslan kesilenlerle karşılaşmışızdır.

Karşılaşmış ve muhtemel ki imtihan da olmuşuzdur.

O hangimizin daha güzel amel işleyeceğini sınamak için hayatı ve ölümü yarattığını baştan söylemişti. Sivri köşelerimiz yumuşayana dek dalga yiyecekti gemimiz.  Bunda şaşılacak bir şey yoktu. Ama yaşadığımız da zordu işte. Şevki, hayali, sevinci yok edip, tomurcuğu açmadan kurutanlarla olmak zordu. Bu zorluğa mukabil güzel olansa imtihan sürecinde ve her daim “Benim tek referansım Allah” diyebilmekti. Gönlünü yerle bir edeni, yerin ve göğün sahibi için affedebilmekti. Bağışlanmaya nail olabilmek için bağışlayabilmekti.

Şöyle söylemiş Kemal Sayar; “Affetmemek, ‘Ben Allah’tan daha iyi bilirim’ demektir. Allah sana zulmetmiyor, eksik olan bir şeyi tamamlamanı istiyor. ‘Bu imtihanları sana kendini düzeltmen için veriyorum’ diyor.”

Boşuna değil elbet Yaratan’ın yaşattığı. Her kuluna mizacına, meşrebine göre ayrı ayrı hayatlar sunanın, her işinde bir değil bin hikmet vardı. Mesele kalbin teslimiyet bulabilmesindeydi.

Hem zalime boyun eğmeyen hem de yine aynı zalime küsmeyen gönüller, ne güzel bir denge tutturmuştur. Allah da gönüllerde olmak istediği yere göre imtihan ediyor. Mü’min kulunun kalbine sığmak istiyor, onun için sınıyor. Sınanınca da O’na sığınalım istiyor.

Başını yastığa ferah koymanın yolu bir gönle gönül koymamaktan tam tersi şifa olmaktan geçiyorsa, neden dikenlerle dolduralım yastığımızı? Karşımıza çıkan, türlü yokuşları aşmış insana râfet olmak yerine neden âfet olalım? Yürüdüğü engebeli yollardan yorulmuşun karşısına neden zorlu bir dönemeç çıkaralım? Kanacak su isteyen yüreğe neden bir de biz çöl olalım?

Su olmak varken taş olmak için mi geldik gideceğimiz bu yere?

Gittikten sonra, o dar ve kuytu yerde yalnız kalınca, kendimizi geniş bir düzlüğe uzanmış hissedebilmek için yürekleri dağıtmamalı, devşirmeli burada.

Garip bir yer burası işte. Bir gün ‘burası bu kadar’ deyip kenara çekilesin gelir, başka bir gün tam ortasında at koşturasın…

İyisi mi biz kalplere ve dualara tutunmaya devam edelim.
Allah dengeden ayırmaya. Hüznün de umudun da istikametlisini vere. Adımımızı adı için eyleye…