Ana sayfa Genel 3 Kelime

3 Kelime

1751
0
PAYLAŞ

Her ayın dördünde olduğu gibi yine geldim buraya. Ellerim yaralı, kalbim buruk. Dün İbrahim Tenekeci Ağabey, Yeni Şafak Gazetesi’nde “Edebiyat ve Hayat” adlı yine çok güzel bir köşe yazısı yayımladı. Başarısız bir dergici olarak -o ki maalesef ben- yüreğime su serpti. Edebiyatın nasip meselesi olduğunu, önemli olanın dostlukların devam ettirilmesi olduğunun yazdı. Yazısının son kısmı özellikle çok güzeldi. Yazmadan geçmeyelim: “Arkadaşlarımın yalnızca yazdıklarıyla ilgilenmek, bana pek insanî gelmiyor. Nasılsın, iyi misin? Bir derdin, ihtiyacın var mı? Bu soruları birbirimize daha sık sormalıyız.”

Güzel bir bekleyişin içinde olduğumuzun da müjdesini verelim  buradan.  5. sayımızı geçen hafta matbaaya göndermiş bulunuyoruz hamdolsun. Şimdi güzel haber için kulağımız telefonda. İnsanız ve bekliyoruz. Bana güç veren kelimelerim şunlar: İnsan, güzel ve bekleyiş.

4 Aralık’tan bugüne neler geldi geçti neler gelmedi geçmedi yazmaya çalışalım. Bismillah.

Kudüs

ABD Başkanı Trump aslında hiç de skandal denilmeyecek bir karara imza attı. İsrail Büyükelçiliğini Doğu Kudüs’e taşıma kararını açıklayan Trump, bir bakıma kıyama geçişimizin fitilini ateşlemiş oldu.

Türkiye Devleti bu süreçte bir kez daha haklı gururumuz olmuştur. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın her seferde haykırdığı “Dünya 5’ten büyüktür” sözü 21 Aralık gecesi BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada yeniden kanıtlandı hatta bu sefer daha da büyük şekilde: “Dünya Amerika’dan büyüktür”

Düşmanlarımızın açıktan bu kadar arsızlaşmış olmaları bizi ne şaşırtıyor ne de yıldırıyor. Aksine düşmanlarımız kendini bu denli belli edince kaybettiklerimizi ve tamamen kaybetmeye yaklaştığımız değerlerimizi daha iyi anlıyoruz. Filistin önümüzde kocaman bir imtihan olarak duruyor. Nuri Pakdil’in “Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez” sözünün eşiğinde duruyoruz. O eşikten geçmek için Kudüs’ü daha iyi tanımaya, onu daha iyi araştırmaya, herkese anlatmaya var mıyız?

Binlercesinden Sade İki Tanesi

Binlerce kahramanımızdan sadece iki tanesi onlar: Fevzi El Cüneydi ve Ahed Tamimi. Yaşları henüz 16-17. Yaşları küçük, yürekleri kocaman. Savaşın ortasında 2 komutan…

Fevzi serbest bırakıldı lakin İsrail Yönetiminin peşini bırakacağını sanmıyorum. Ahed ise hâlâ gözaltında. Başta Ahed olmak üzere tüm tutsaklarımıza yapacağımız en büyük destek onlar için ses çıkarmak olacaktır. Kamuoyu denilen baskı çok kez işe yaramıştır yine yarayacaktır. Onlardan daha güçlü hale geçinceye kadar basit de görünse bu mücadeleden vazgeçmememiz gerekiyor.

İran

Bildiğim bilmediğim tüm teorilerin dışından bakıyorum meseleye. Bildiğim bir şey varsa o da şudur: İran Rejimi akıttığı her bir damla gözyaşının, aldığı canların, namusunu kirlettiği kadınların, kurduğu oyunların, açığa çıkmış çıkmamış şeytanın dahi aklına gelmeyecek tüm fitnelerinin hesabını verecek!

Eksilişler

Hep bir yanımızdan eksiliyoruz. Son birkaç seneme bakıyorum da hatta son aylarıma ne çok fire vermişiz. Üniversitesinden mezun olup memleketine dönenler, tayini çıkanlar, askere gidenler, yurtdışına uçanlar, çalıştığı işinden ayrılınlar… Omzumuzdan kalkan güzel ağırlıklar..

İnsan hep bir eksilmektir. Artarken eksilmek.

Pakdil’in deyişiyle: “Biz yitire yitire bulduk kendimizi.”

Akar’ın deyişiyle: “Yaşamak, sürekli bir köprüden geçme hissi aslında / Karşıya geçince, geçtiğim karşılarda ben yokmuşum hissi”

Hayatın Çıkmazları

Sokakta yürürken yanından geçtiğim kadın kızına şöyle söyledi: “Ayın başında parasız kaldık, bak şimdi” Belki ufak kızının bir isteğini geri çevirmek için söylemişti bu cümleyi belki de gerçekten maddi darlıktaydı, bilmiyorum. Bildiğim şey bu ülkenin insanlarının zorda olduğudur. Yeni açıklanan asgari ücret İstanbul’daki orta düzey semtlerindeki ev kiralarıyla yakın miktarda neredeyse. Herkesin İstanbul’da yaşama zorunluluğu olmadığı ve daha kaliteli bir yaşam için kişinin önce kendi niteliklerinin arttırması gerektiği su götürmez bir gerçek fakat şunu kabul etmek gerekir ki işleri zora sokan şey hayat pahalılığı ve giderlerin çok oluşu. Suç yalnızca devlette değil. Cebi dolu müteşebbislerimiz iş kurma fikirlerini dönerci veya kafe açmaktan daha öteye taşıyamadıkları sürece ülkece kalkınmamız zor ve gecikmeli olacak.

Üzgünüm çünkü evine dönerken ceketinin içinde küçülen babaların dramından anlamıyor bankadan arayan çalışanlar.

Fındıklı Sahilinde

Aylardan mayıstı ve soluklanmak için gittiğim Fındıklı sahilinde şu cümleleri yazmıştım: “İkna oluyorum her şeye / Konuşunca kendimle” Bu sefer ikna olmak için değil aksine ikna olmamak için oraya gitme kararı almıştım. Üstelik ani bir sürpriz sonucu bu sefer yalnız da değildim, iki dostum vardı yanımda. Aylar önce masada oturan adam yoktu fakat bir kedi çıktı geldi ansızın. Tombulca sevimli bir kedi. Sandalyeler hep dolu olurlar. Ya bir adamla ya bir kediyle ya da üzerine oturttuğumuz hayallerle. Nefes almak için güzel bir durak olmuştu yine bana orası.

Ve mevsim kışa, gün akşama dönmüştü çoktan.

Sarı Derviş’in Yazıları

Sarı Derviş Gökhan Özcan köşe yazılarına devam ediyor. Bugünkü yazısından bir cümle ve yazısının linkini konduralım şuracığa: “Bir de şunu düşünün; hiç kimsenin doldurmaya çalışmadığı bir boşluk ne hisseder?”

https://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhanozcan/ertelenmis-gecikmeler-2041851

Bir Şiir

Mustafa Ağabeyin “Sabahın Bir Yerinde” şiirini dinlemeden bu yazıyı bitirmeyelim. Ne de olsa zaten günün sonunda şiirler kalıyor heybemizde.

https://www.youtube.com/watch?v=0GT-zLwykG4&t=24s

Fotoğraf: Mehmet Ali Yafez