Seyahatlerin en heyecanlı olanlardan biriydi benim için Zanzibar. Belki Dünya’nın en güzel mavilerinden birisi olduğundan ve yine belki de Dünya’nın en mutlu çocuklarından birazının yaşadığı küçük bir ada olmasındandı. Bilemiyorum.
Afrika’nın doğusunda bulunan Tanzanya’ya bağlı olan Zanzibar adasının, İranlı göçmenler tarafından kurulduğunun ve adının zenciler sahili anlamındaki zengi-bar kelimesinden geldiği bilinmektedir. Konumu itibariyle Arap ve Hint kültüründen oldukça etkilenen Zanzibar’da yerleşim olarak da birçok milletten insana rastlanılabiliyor. Adanın başkenti Zanzibar City yahut diğer adıyla Stone Town’dur. Stone Town sokaklarında gezerken taş evlerden, kapıların işlemelerinden gözlerinizi alamıyorsunuz. Ahşap balkonlu, cumbalı binalar Stone Town’u daha bir güzelleştiriyor.


Jambiani’de kaldığımız süre boyunca sahilde oynayan çocukları izlemekten büyük keyif aldım. Afrika Kıtası’nın genelinde olduğu gibi burada da çocuklar size “Dünyanın en mutlu çocukları burada.” düşüncesini veriyor.

Rengarenk kıyafetleriyle sağa sola koşuşturan hatta neredeyse hiç yürümeyip sürekli koşuşturan bu insanlar size hayat enerjisi veriyor.

İmkânsızlıklar içerisinde geçen mutlu bir çocukluk mu daha kıymetli yoksa tüm imkânlar içindeyken memnuniyetsiz bir hal alan çocukluk mu? İkisinin ortasını tutturmak biraz zor gibi görünüyor. Bize düşen bize verilen imkânları güzelleştirmek. Jambiani’deki çocuklar bana bunu hatırlattı. Çocukluğumda kullanılmayan kasetlerin bantlarını çıkarır, kağıtlara çizdiğim bebeklere elbise ya da saç yapardım. Mavinin çocukları beni o günlere götürdü. Nereden bulduklarını bilmediğim kaset bantlarını sahilde koşarak rüzgarda dans ettiriyor ve bantların uçuşurken oluşturduğu şekillere bakarak kahkaha atıyorlardı. Sesleri hâlâ kulaklarımda…
Umarım yakınlarda bir gün sizlerde o şen kahkahaları duyar ve çocuklarla beraber kaset bantı uçurursunuz.








