Ana sayfa Genel Öfke Nöbeti

Öfke Nöbeti

439
0
PAYLAŞ

O yere ait olmayışınızı birçok şey belli eder. Kırlaşmış saçları ile yirmili yaşlarındaki gençlerin arasındaki yerini hiçbir zaman tam olarak da alamamıştı zaten. Onu tanıdıkça hayatına dair kayıpları da parça parça öğreniyorduk.

İlerlemiş yaşına rağmen üniversiteden mezun olmak için çabalıyordu. Üst sınıflardan da ders aldığı için çeşitli haberleri geliyordu kulağımıza. Kayıp bir hikâyeydi nihayetinde onun hayatı. Uzatmayalım..

On sene kadar içeride kaldığını öğrendiğimde merakıma yenilip bazı sorular sorardım bazen de o anlatırdı. Mahkumiyet yıllarında resme heveslendiğini ve boya alabilmek için sigarayı bırakmak zorunda kaldığını öğrendiğimde içimden takdir etmiştim onu. Kapak resmi de onun eseriydi, içemediği sigaralar bize derin nefes aldırıyordu çizdiği manzara karşısında.

Bir keresinde sormuştum:

-Ağabey, bunca yıl seni ayakta tutan şey neydi?
-(Hiç düşünmeden ama bir kaç saniye duraklayarak cevap vermişti) Öfke.

Kendi hikâyeme baktığımda beni ayakta tutan şeyin ne olduğumu sorduğumda kendime, cevabın kırgınlık olduğunu anlamıştım. Zamanla azalan, dünyayı ve insanları daha iyi tanımama sebep olan tecrübenin adıydı kırgınlık. Gökhan Ergür Ağabeyin yazdığı “Allah gönlü kırıklarla beraberdir / Kırıldık, elde var bir” (Üzüntüden, 35) mısralarına bin eklemek.

Üç aydır aklımda dönüp duran bu yazının kaderi de yağmurlu bu geceye yağmakmış. Aylık yazılarıma belki de bu yazı vesilesi ile dönmek nasip olur.

“Nerede kalmıştık?” sorusu lüzumsuzdur çünkü insan asla kaldığı yerden devam edemez.