Ana sayfa Genel Karne Zamanı

Karne Zamanı

527
0
PAYLAŞ

Bir taş atarsın suya sonra o taşın dalgaları büyür de büyür, taa ki bir yere çarpıp dağılıncaya kadar.

2 sene önce gece vakti kendime sorduğum soru sıcaklığını koruyamasa da tazeliğini devam ettiriyor. Hayat her dönemde yeni bir hikâye başlatır. Yazmak istersen kaybettiğini zannettiğin kalemi bulursun. Yeter ki sen kaybolma.

Yine aynı girizgâhı yapalım:

1965 senesinde yani bundan tam 54 sene önce Halil (Müşfik Kenter) Meral’i (Sema Özcan) görmeye geldiğinde kapıyı açan bayan “Küçük hanım evde yok, arkadaşlarıyla gezmeye gitti. Zannedersem Maslak’taki atış poligonuna gittiler.” cevabını veriyordu. Halil bir kapıdan daha yüzü yerde ayrılıyordu.

Sahne Maslak’taki atış poligonuna geçtiğinde ise arka planda bomboş tepelerden başka bir şey görünmüyordu. Şimdinin gökdelenleri için çok erkendi.

Ömrün su gibi akıp geçtiğini kabul ederken ömrü bir karede durdurmak isteğinin beyhudeliğini biliriz de gönlümüz el vermez yine hakikatler ile karşılaşmaya. Her şey olup geçtikten sonra ellerimiz cebimizde yürürken geç kalan kabullenmeyi yaşarız: “burası dünya ya hu, burası bu kadar işte”

İşyeri anahtarlıklarına yazılanlar ipucu vermeye yeter hayatın hakkında. İlk anahtarlığıma ne yazacağımı çok düşünmemiştim ama ikincisinde öyle olmamıştı. Biraz düşündükten sonra tırnak işareti ile yazdım bir mısrayı Turgut Uyar’dan. Yolu kestirmeden gitmek isterken yolumuzu uzattığımızı anladığımızda arkamıza bir döner bakarız, en azından ben dönüp bir baktım. Geri dönmek zordu, aynı yolu takip ederek de istikamete varmak. Kaybolduğumu anladığım böyle anlarda yapabildiğim kaçışlardan biri de kütüphaneye doğru yol almaktı. Kaçıncı seferde karşılaştım bilmiyorum ama bazı kitaplar da sizin onu bulmanızı bekler. Rafların arasından gözüme çarpan mavi kitaptı: Rebecca Solnıt’ın Kaybolma Kılavuzu. Aldım biraz karıştırdım tabii ama cevap olmadı sorulara.

Zarifoğlu, “İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama.” diyor. Bende ise durumlar kapalı kutu olmaktan öteye gidemiyor. Kimseye okutulmayacak mısralar daha rahat yazılırken, kimseye hesap verilmeyecek günler daha sancısız geçiyor. Halbuki seni hayata karşı daha dik tutan da bu savaştı iyi biliyorsun, kaçmıyorsun ama bir başka cephede savaşmayı tercih ediyorsun. Aklın ise hâlâ eskilerde.

Bitirelim, Mustafa Akar Ağabey ile:

“Sana sevgimi grafikle anlatacağım artık
Unutulmak için bile üşeniyorum şimdilerde
Dünya resmen normal değil bana inanma
Ama şuna inan
Aşağıdaki grafiğe bakan olayı anlayacaktır
Diyorsa birileri
Tamam, hepimiz delirmişiz
Hepimiz başlığı yanlış okumuşuz demek ki:
P sayısı
Lan bana ne deme
Ör sen saçlarını
Uçakları yüksele yüksele
Batan bir dünyaya uzat yine de saçlarını
Eski karizmam yerine gelirse bir bilet alırız
Tek gidiş
Dönemezsek
Türkiye tarihi acıları ansiklopedisinde bir madde verirler bize”
(Mustafa Akar, Tüm Nefesliler, s. 16-17)

Not: Yeni şarkılar, yeni yollar ve eski dostlar. Hayat böyle böyle daha yaşanılır hale geliyor. Yürümekten vazgeçme yeter ki.

https://www.youtube.com/watch?v=lGWkU0IxbJw