Ana sayfa Genel Gizli Pusula

Gizli Pusula

1337
0
PAYLAŞ

Ömür dedikleri kargaşa söze nereden başlamak gerektiğini karıştırıyor bazen insana. Eskiye dönüp bakmak iyi geliyor böyle anlarda. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Bir göz attım ve geçen senenin temmuz yazısını (Cevapsız Çağrılar) da ayın 6’sında yazabilmişim, şimdi olduğu gibi. Bugün aslında yıl dönümü değil de tarihlerin kardeşliği yaşanmış. Tarihler geçse de kendimiz kalıyoruz, tarihler geçse de biz kalacak mıyız?

Ebru Özkan’a Özgürlük!

Bazen gerçekten yer yarılsa da yerin dibine girsek bu utançtan kurtulsak istiyorum. Bir vatandaşımız, bir genç kızımız, bir ablamız, bir kardeşimiz olan Ebru Özkan Kudüs ziyareti dönüşü 11 Haziranda haksız bir şekilde işgalci İsrail Yönetimi tarafından havalimanında gözaltına alındı. Sebepsiz bir şekilde gözaltı süresini devamlı uzatan İsrail göstermelik mahkemelerinde yargılıyor Ebru Özkan’ı. Bir aya yakın bir süre geçmesine rağmen yetkililerden beklenen hamleler daha da kötüsü beklediğimiz cevaplar gelmedi. Atın üstünden indiğimiz günden beri kaçıncı seferdir bu rüsva oluşumuz…

Ne yaparlarsa yapsınlar biz Kudüs’ten de bir parça toprağımızdan da vazgeçmeyeceğiz. Ebru Özkan ve tüm esir kardeşlerimiz için ayakta dimdik durmaya, yaşananlar karşısında susmamaya devam edeceğiz.

Devam Usta

24 Haziran seçimleri ülkemiz için önemliydi şüphesiz ve yine tüm dünyanın gözünün üstümüzde olacağının bilincindeydik. Seçim gecesi sonuçlarını tartışacak değilim. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ilk başkanımız olmasından fazlasıyla mutluyum açıkça belirtmem gerekir ki. Asıl mutluluğumsa; “Tika mika” diyerek boş gördükleri, diş fırçası vererek aşağıladıkları, küfürlü bestelerle kaldırdıkları kadehlerle parya muamelesi yaptıkları, daha sayılsa bitmeyecek yok etmek istedikleri insanlara ve işlere biraz daha katlanmak zorunda kalacaklar. Hani nasıl derler: Verdiğimiz rahatsızlıktan ziyadesiyle mutluyuz.

Hayat Bilmecesi

İçimde garip bir heyecan, bazı işlerin üst üste gelişinden kaynaklı stres ve geç kalmış olmamızdan kaynaklı bir mahcubiyetle oturdum masaya. İtiraf etmek gerekir ki başlarda hep tutuğumdur. Her ne kadar yabancısı olduğum bir ortam olmasa da bu dörtlü ilk defa bir araya geliyordu.

İlk çekingenliğin bitmesi ve gül şerbetlerinin içimizi serinletmesiyle muhabbet demini almaya başlamıştı. Konuşulan her konuda hepimizin bir ortak noktası olması kimseyi sohbetten kopartmıyordu -arada bir çalan telefonlar harici-. Bazı günler vardır ki ömürde hiç unutulmaz o gün de öyle bir gündü. Fakat keşke sadece güzel olarak hatırlayabilseydim o günü, acılar hep bir yerlerden yapışıyor yakamıza. Evet, insanız..

O günün ertesi sabahı bir yakınımızın mücadele verdiği hastalığına yenildiğini öğrendik. İnnalillahi ve inna ileyhi raciun. Hayat işte bu kadarla sınırlı kalmasını istiyor insan ama kalmıyor. O gün biliyorduk ki o evin büyük kızının en mutlu günü olacaktı çünkü o gün o evin düğün günüydü… En mutlu olunacak günde en acı olay..

O serin ikindi akşamından sadece 2 gün sonra yine oraya gittim. Bu sefer güzelce sohbet etmeye değil, merhum için son görevimi yapmak için oradaydım. Hayat için yapılacak en güzel tanımlardan biri de koşuşturmadır. İmam namaz için tekbir getirdiğinde avluya yeni girmiştim ve koşuşturma halindeydim, o kısa zaman diliminde bu da aklımın bir köşesinden geçti gitti onu anladım…

Bir de ne mi anladım: Şu fâni ömürde tüm varlığımız bir emanetten ibaret. Hepimiz bir gün emanetlerimizi teker teker teslim edeceğiz. O gün gelmeden yaşanması gereken ne varsa yaşanması için daha çok koşuşturmak gerekiyormuş..

Müjde

Her haber bültenlerde çıkmaz karşınıza. Eğer talep ediyorsanız talip de olmanız gerekir. 2015 yılından beri restorasyonda olan Sümbül Efendi Camiinin ibadete açılmasını öğrenmem için de o mübareğin huzuruna varmam gerekiyormuş…

İstanbul Evliyalarından Sümbül Efendi’nin kabrinin bulunduğu Kocamustafapaşa’da bulunan camii gerekli işlemlerin yapılmasının ardından halka açılmış.

Vakit geçmeden ziyaret etmek gerekir..

Güzel Cevap

Sadece özlediğinden sebep tek bir yeri görmek için onlarca sokağı yürümeye değer mi?

Ömrümüzün en anlamlı sorularından biri de bu belki de. Yorgunluğunu umursamadan, saate bakmadan, yarına aldırmadan varmak için saatlerce yürümeye değer mi?

Cevabından eminsen kimse durduramaz seni: Değer..

Gece Vakti

Bir gece vakti karanlığa açılan pencere kadarsındır bazen, kafandan çıkan dumanlar içerisinde.

Sıcak demirin suya atıldığındaki çıkan “Cosss” sesini  anlar fakat gıkını çıkartamazsın.

Kulaklığınla gecenin karanlığında biraz daha yok olursun, canını azaltan şarkılar ve yıllanmış mesajlarla.

Bacakların tutmaz ve serpelersin.

Gecenin sonunda Ahmet Erhan’ın mısralarına düşmüş halde bulursun kendini:

“Ben yenildim, 60 x 1,72 olarak yere serildim
İpim yok, ilacım eski… intiharı erteledim”