Ana sayfa Genel Dünde Kalan

Dünde Kalan

1134
0
PAYLAŞ

Yeni başlangıçlar için hep bir şeylerin bitmesini bekliyoruz. Bayramdan sonra diyoruz, yılbaşından sonra, fuardan sonra… Hep bir bitiş bekliyoruz ki başlangıcımızda omzumuzdaki yüklerden kurtulmuş olalım. Hayatsa o kadar merhametli olmuyor her zaman. Filmlerdeki en heyecanlı sahnelerden biri de seyir halindeki trene atlamaya çalışan adamların sahnelerini izleyişimiz oluyor. Acaba trene atlayabilecekler mi yoksa tren kaçıp gidecek mi? Sahi ya Muzaffer Serkan Ağabey siz cevabını bulabildiniz mi: “neden peşinden koşma hissi verir bir tren / içindekine asla yetişemeyecekken”

Hangi Aydayız?

Miladi takvimde haziran, hicri takvimde ramazan ayını gösteriyor zaman. Kendime bakıyorum zamansızlık zamanım sürüyor…

Kalabalık iftar sofralarında çöpe giden yemekler yüzüme dik dik bakıyor. Şehre bakıyorum sanki tüm yoksullar kendilerini arayalım diye kovuklarına çekilmişler gibi hissediyorum. Ramazan şenliği adı altındaki kepazelikler kalbimi yoruyor. Televizyondaki showman hocalardan duyduklarını satışa çıkarmaya meraklı ne çok adam varmış şaşırıyorum. Bir rahmet ayı daha ömrümüzden gidiyor, ben sadece bakakalıyorum..

Razan Hemşire

30 Marttan bu yana süren “Büyük Dönüş Yürüyüşü” eyleminde şehitlerin sayısı artıyor. Bu şehitlerden bazıları gündemimize düşüyor ve meseleyle ilgileniyoruz. Bu tablo olayları daha da acıtıyor…

Son şehitlerden biri de 21 yaşındaki hemşire Razan el Najar. Razan hemşire de tıpkı Halep’in Palyaçosu Enes el Başa gibi kendisine kutsal bir görev atfetmiş: Eylemlerde yaralananlara acil müdahalede bulunmak.

Razan hemşire henüz 21 yaşında İsrailli bir keskin nişancının kurşunu ile şehadete yürüdü. O üzerine düşeni yaptı biz ise sesimizi dahi yükseltemedik, utanıyorum..

Bereket Piyasası

Erken seçim kararıyla birlikte ülkede değişen dengelerin başında döviz kurları geliyor. Bir ay içerisinde %25’e yakın artan dolar kuru ülke ekonomisini ve vatandaşı hayli zora sokmaya başladı. Tüm analizlerin ötesindeki gerçekliği hepimiz biliyoruz ve bu gerçeği biliyor oluşumuz işimize gelmiyor: Üretmiyoruz.

Sadece ülke olarak değil bireyler olarak da dışa bağımlı hale getiriliyoruz. Bir konu hakkında yeni fikirler üretmek yerine hazır olana konmak konforundan vazgeçemiyoruz. Kendi yoğurdumuzu yapmak için illa ki biri inek sahibi olmamız gerekmiyor, evimize  giderken süt ve maya alıp kendi yoğurdumuzu mayalamak zahmetli geliyor.

Tüm bu tüketim içinde bereket kavramından uzaklaşıyoruz. Her şeyi rakamlarla anlatan kravatlılardan başımızı çevirip her şeye kendimizden başlamanın zamanı çoktan gelmedi mi?

Bir Soru

Necmettin Erbakan’ın Kıbrıs Harekâtındaki savaş uçağı pilotlarına sorduğu soruyu hatırlatmakta fayda var: Dönemin Genelkurmay Başkanı Kıbrıs Çıkarması için gemilerimize 3 günlük süre gerektiğini belirterek dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’dan talimat istiyor. Erbakan, ABD filosunun Akdeniz’de bulunduğunu hatırlatarak savaş pilotlarımızı topluyor ve bir müdahaleyle karşılaşmamız halinde kaç pilotun ölüm dalışı yapacağını soruyor. Cevap: İstisnasız el kaldıran tüm savaş uçağı pilotlarımız. Genelkurmay Başkanı toplantı sonrasına böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylediğinde Erbakan Hoca “Mesaj Amerika’ya ulaştı.” şeklinde cevap veriyor.

Merak ediyorum, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tüm bakanları hatta tüm milletvekillerini toplasa ve dese ki: Beyler ekonomik saldırı altındayız. Kendi teknolojimizi tamamen kendimiz üreteceğimiz günler de gelecek. Lakin acil olarak ellerimizdeki Iphone’ları kullanmayı bırakmamız gerekiyor. Kimler bu yolda bizimle?

Kaç tane “seçilmiş” insan bu teklifi kayıtsız ve şartsız kabul eder merak ediyorum. İşte bu sorunun cevabındaki kabul durumu bizim zafere olan mesafemizin göstergesi olacak.

Cevaptaki Rikkat

Topkapı’da bulunan Merkez Efendi, türbesi ve camisiyle bölgenin manevi atmosferini oluşturan ana etken. Merkez Efendinin bu ismi almasındaki hikâye ise apayrı bir hikmet.

Merkez Efendi, Kocamustafapaşa’daki İstanbul Evliyalarından Sümbül Efendinin talebesi, müridi ve halifesidir. Asıl adı Muslihuddin’dir. Hikâye şöyle: Sümbül Efendi bir gün talebelerine “Allah kainatı yeniden yaratacaksınız dese siz ne yapardınız?” diye sorar. Her talebe soruya farklı cevaplar verir. Muslihuddin Efendi ise “‘Hocam! Allah-ü Teala bu kainatı o kadar mükemmel, o kadar muazzam, her şeyi o kadar yerli yerinde yaratmış ki, bana sıra geldiğinde ben hiç bir şeye dokunmaz, her şeyi merkezinde bırakırdım” diye cevap verir. Bu cevaptan sonra Muslihuddin Efendi Merkez Efendi diye anılır olur..

“Dans Et Şampiyon”

Sana bakınca yumruğumun büyüdüğünü hissediyorum. Ohio Nehri’ne attığın olimpiyat madalyan bizlere de örnek olabilse keşke. “Dans et şampiyon, kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et!”

Ruhumuzun Frekansı

Şimdiki sanatçılara bakıyorum da 1960’larda bu Dünya’ya gelmiş olsaydık diye geçiyorum içimden. 1958 model Chevrolet bir arabam olsaydı. Sadri Alışık’ın filmlerini yazlık sinemada izleseydim. Ve Münir Nûreddin Selçuk’u taş plaktan dinleyebilseydim..

https://www.youtube.com/watch?v=wG9JGOB-JP4