Ana sayfa Dergiler Dergi-Fuar-Hayat Üçgeni

Dergi-Fuar-Hayat Üçgeni

1451
0
PAYLAŞ

Yazıma aylık yazı günümün gecikmesinin mahcubiyeti ve dergimizle ilgili güzel olayların sevinciyle başlıyorum. Haydi bismillah.

Yazımın 9 gün gecikmesinde hayatın içindeki durmayan koşuşturmayı sebep gösterebilirim. Mazeret de olsa geçerli bir sebep sayılabilir belki. Leyla İpekçi “Bazıları yaşamak başka yazmak başka sanıyor.” diye yazmıştı bir yazısında. Yaşamak ve yazmak… diye geçirmiştim içimden, gerçekten zor iki eylem.

Bu sene sekizincisi düzenlenen Uluslararası Dergi Fuarı’nın bizde ayrı bir anlamı oldu. Bu sene ilk defa fuara katıldık ve bunun aynı zamanda ilk fuarımız olması ayrı hoş bir tevafuğa dönüştü. Dergimizin 4. sayısının da fuara yetişmesiyle sevincimiz katlandı, çocuklar gibi şenlendik.

Öncelikle biraz dergimizin yeni sayısından bahsetmek istiyorum. Çok yazdım tekrar yazayım. Aslında bıkmadan da yazacağım çünkü ön kapağımıza asla Hollywood’da göremeyeceğimiz bir kahramana yer verdik: Enes El Başa. Halep’in Palyaçosu o, Furkan Çalışkan Ağabeyin deyişiyle “Halepli yetimlerin son gülümsemesi”

Enes El Başa arsızca üzerine bomba yağdıran düşmanlarına ağır bir cevap verdi: Palyaço kıyafetlerini giyip yüzündeki o her şehid gibi huzur veren gülümsemesiyle “Sizden korkmuyoruz” dedi. Sizden korkmuyoruz, en aşağılık silahlarınızla da saldırsanız, nefesimizi vermemize fırsat vermeyecek bombalarınızı da atsanız sonunuz cehennem biliyoruz çünkü. Titanik’teki o üç gıygıycı gibi sonunu kabullenmiş değil aksine inatla sonunda kazanacağı bilerek karşılarında durdu Enes El Başa. Onurlu ve mümince bir direniş gösterdi…

Dergimizde arka kapağa Üstad Nuri Pakdil’i taşıdık. Üstad, kol saati gibi taşıdığı Kudüs sevdasıyla kalbimizde her daim sıcak ve ayrıcalıktı, Rabbim ömrüne bereket versin.

Posterimizde ise Tarık Bin Ziyad’ın bir medeniyetin miftahı olan sözü: “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız?” Düşman dolu denizdeyiz ve kaçamıyoruz, boğuluyoruz!

Şimdi de fuara gelmek istiyorum. Fuar 4 Mayıs Perşembe günü açtı kapılarını misafirlerine. Standımızda düzenimizi aldık ve misafirlerimizi beklemeye başladık. Hamdolsun perşembe akşamı saat 22’de yeni sayımızı matbaadan almak da nasip oldu. Standımızda görev alan herkesi tek tek yazmak istiyorum ki teşekkürümü bizzat üzerlerine alınsınlar: Ali Pusati, Ayşe Hümeyra Otalı, Büşra İnanç, Büşra Nur Turan, Elif Yafez, Esra Bayhan, Hediye Nur Akdemir, Kübra Korkman, Merve Asyalı, Muhammed Sıraç, Muhammed Es’ad İşlek, Mücahit Türk, Sevdenur Karahan, Sümeyra Durak, Zeynep Nur Aydın (Unuttuğum biri varsa kızmak serbest 🙂 ).

Fuarın ilk gününden itibaren ziyaretçiler arasında yazar, şair, çizer, hoca ve çeşitli görevlerdeki büyüklerimiz de oldu. Ziyaretini bildiklerimi de tek tek yazmak ve teşekkür etmek istiyorum. Onların ilgi ve alakaları bizleri daha da cesaretlendirmekte: Abdullah Ceylan, Asım Gültekin (Adam başkan tabii 🙂 ), Aykut Ertuğrul, Hakan Albayrak, Hasan Aycın, Furkan Çalışkan, İbrahim Tenekeci, İhsan Süreyya Sırma, İsmail Kılıçarslan, Mustafa Akar, Nurullah Genç, Taha Kılınç.

Buradaki bazı isimlerin bendeki yeri bambaşkadır.

Üstad Hasan Aycın’ı dinlemek onun çizimlerini incelemek gibi derin ve efsuni. Varlığı ile insan güçlendiğini hissediyor. Çizginin şairi diyen çok doğru söylemiş.

Fuara gidemediğim gün standımızı ziyaret eden İbrahim Tenekeci Ağabeyin dergimizi hediye almayarak ücretini ödemesi söylediklerini sadece yazılarında bırakmadığının en güzel örneklerinden oldu. Sözünün yer aldığı posterimizi imzalaması ömürlük bir hediye oldu bizlere. O söze kulak ve gönül verelim: “Bizi ilgilendiren şudur; Kâğıdı, kalemi, sözü ve imkânları emanet bilip iş yapmanın derdinde olmak. Millet ve ümmet adına.” Bir insanın evvela gönlü güzel olacak. İbrahim Tenekeci Ağabey işte o insanlardan. Var olsun..

Furkan Çalışkan Ağabeyin de hediye kabul etmeyip dergi ücretini ödemesiyle ağabeyliğini gösterdi yine. Furkan Ağabeyin, Enes El Başa’yı anlattığı yazısından bir parçayı alıp Enes’imizin fotoğraflarıyla bir köşe de yaptık dergimizde. Sadece birkaç gün haber ajanslarına haber olan kahramana Furkan Çalışkan Ağabey bizzat yazı yazdı. Sözlükten okumak kolay vicdan kelimesini böyle bizatihi yaşayanını görünce ayrılmak istemiyor insan yanından bir an bile.

Mustafa Akar Ağabeyin de standımızı ziyaret etmesi ve yaptığımız sohbet bizleri bir hayli besledi. Giresunlu Mustafa Ağabeyin 17’li yaşlarındaki hikâyelerini ve İbrahim Tenekeci Ağabey ile tanışma hikâyesini direkt ondan dinlemek ayrı bir tattı.

Bir de bizlere ağabeylik eden dergiler var ki onları da yazmadan geçmek olmaz. Her zaman desteklerinizi hissettiğimiz Ayasofya Dergisi ile yan yana olamasak da karşılıklı standlarda olmak fuarın bir diğer güzelliğiydi. Dava kardeşliği yürüyüşümüzde hedefimiz belli, tam yol ileri!

Henüz öğrenmemiz gereken çok şeyler var biliyoruz. Eksiğimiz çok biliyoruz. Yapılması gerekenler çok fazla biliyoruz. Matbaası, grafiği, redaksiyonu derken dergiciliğin dikkat ve rikkatle yapılması gereken işleri var biliyoruz. Dergi çıkarmak çok zahmetli bir iştir biliyoruz. Şunu da biliyoruz ki yeni sayıyı soran, yaptığımız işin kıymetini bilen ve destekleyen, hayır dualarını üzerimizden esirgemeyen insanlar var, işte bu bize yeter..

“Miftah benim kabul olunmuş duam, ben böyle bakıyorum” cümlesini duyduysa bu kulaklar işte bize o zaman dur durak yok. Kendimizi ve dergimizi en iyi en nitelikli hale nasıl getirebiliriz diye düşünüp çalışmanın ve çabalamanın vaktidir.

Yarını bilmiyorum, bugün Enes El Başa gibi yüzümüze gülümsememizi, kalbimize cesaretimizi doldurup yürüme vaktidir. Bak ne diyor şair: “Yürürsen yakındır, bakarsan uzak.”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here